SAMİMİYETSİZ KURAN OKUMA GAYRETLERİ

  • SUR YAPIIIIIII

 

Bundan birkaç önceki yazımızda Kuranı kerimin özellikle Müslümanlar tarafından anlaşılmamasının sebepleri noktasında ortaya koyduğu mazeretlerin bir kısmına değinmiştik. Bu mazeretlerin aslında tek hedefi vardır. Bu hedef; yanlış yaptığımızı söyleyen/haykıran iç sesimizi susturmak ve dinimizi öğrenmeme suçunu meşru hale getirmek. Nihaiyi amaç ise kuran-ı kerimi okumaktan onu anlamaya yönelik tüm çabalardan uzak durmayı sağlamak. Bunu yaparken nefsimiz her zaman iblisinmantığını kullanır. İblis/Şeytan nasıl ki âdem babamız ve Havva annemize suret-i haktan görünerek: Ben sizin iyiliğinizi istiyorum diyerek(7/20) kandırmak adına ilk adımını attı ise,aynı şekilde de şeytan, Allaha yakın olmanın ilk basmağı olan kuran okuma ve anlamanoktasında, bize de aynı mantıkla yanaşır.

Şeytan iç sesimiz vesilesi ile bize de sureti haktan görünerek, Müslüman olduğumuzdan dolayıkuran-ı kerimi öğrenmek zorunda olduğunuzun telkinini verir. Böylelikle devamında vereceği telkinler için iyiliğimizi istiyormuş alt yapısı oluşturulur. Daha sonra buğun okuyacağım yarın okuyacağım, şu işi bitireyim bu işi bitireyim sonra okuyacağım diyerek sürekli ertelememizi sağlar. Yanılır şaşarda okuyacak bir ortam oluşursa şeytan/nefsimiz hemen ikinci adımı atar. Okumamak adına abdest üzerinden engel çıkartır. Hava soğuksa ya da yorgunsak daha ilk engele takılıp okuma niyetimizden vazgeçeriz. Sanki abdestsiz kitap okuyunca Allah bize kızacak ya da cehenneme atacakmış gibi algı oluşturur.  

Bir kişi tüm bu engelleri aşmayı başarsa bile şeytan/nefsi hala pes etmez. Bu seferde şeytan ya da içsesimiz meallerdeki farklı tercümelerden hareketle kuranın muhteviyatı ve ayetleri anlama noktasında bizim kafamızı karıştırır. Kuranın ayetlerinin ilahi kaynaktan olup olmasının yanında,anlamada problem varmış gibi bir intiba oluşturur. Bu intibanın oluşmasında ticari amaçla yazılmışbirçok mealinde katkısı olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmamız gerek.

Ancak şunu unutmamak gerek: Bir Müslüman’ın ilk önce kapasitesi ölçüsünde ve anladığı kadarı ile sorumludur. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın da bildirdiği gibi kuran-ı kerim ayetleri iki kısımdır. Biri muhkem yani tüm insanların anlayacağı, diğeri ise ilim sahibi kişilerin anlayacağı müteşabih ayetler. (3/7). Bunun yanında kuranı kerimi diğer kitaplardan ayıran birçok farklı özelliği vardır. Bu özelliklerden biriside Kuran-ı kerim birçok konuda kendi kendini tefsir etmesidir. İlk bakışta anlaşılması zor veya birçok mana verilebilecek olayların bir kısmını farklı sure ve ayetlerle yine kendi açıklar.Bu konuya verebileceğimiz en güzel örneğini  “ahsenü'l-kasas” olarak adlandırılan Yusuf (as)kıssasında buluruz.

Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm”. Bunun üzerine  Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır”der.

Kuranda anlatılan Yusuf (as) kıssasının sadece bu ayetler üzerinden değerlendiren bir kişi burada anlatılan olaylardan kafası karışır. Çünkü ayetin zahirine bakınca yıldızın güneşin ayın bir insana secde ettiğini düşünür. Bırakın bizi, kelli felli dediğimiz birçok insanda böyle anlamış ve anlatmış. Oysa ayette geçen “onları bana secde ederken gördüm’’ ifadesinden neyin kast olunduğunu surenin 100. ayetinde Hz yusuf’un dilinden şöyle açıklıyor. (Yusuf) Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf'a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi.

Kıssadan hisse olarak: Birçok şeyi yapma adına ayırdığımız zaman, gayret ve sabrı, Allah(cc) kuran-ı kerimde bize ne diyor, bizden ne istiyordan esirgiyorsak; Kuranı anlamamaktan ya da anlaşılamamasından söz etmek, samimiyetsizlik başka bir şey olmasa gerek.