HZ. MUHAMMED’İN (SAV) BAZI İLETİŞİM İLKELERİ-6

    Doç. Dr. Yusuf MACİT’İN Peygamber efendimizin insanlarla olan iletişimini çok güzel bir şekilde anlattığı 2004 yılında on dokuz mayıs ilahiyat fakültesi dergisinin 16. Sayısında yayınlanan HZ. MUHAMMED’İN BAZI İLETİŞİM İLKELERİ adlı tezinden alıntılara altıncı bölümüyle devam ediyoruz.

6-İnsan Sevgisini Öne Çıkarması

   Hz. Peygamber, iletişimi kolaylaştıran ve sürekliliği sağlayan olumlu duygulardan sevgi duygusunu da etkili bir şekilde kullanmıştır. Kur' an da, bu temayı etkili bir şekilde dile getirmektedir: " ... 0 onları sever, onlar da O'nu severler ... "; " ... Eğer Allah' ı seviyorsanız bana Uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın ... "; "Peygamber, mü'minlere canlarından daha ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir ...   Hz. Peygamber de, insanların kendisine ve birbirlerine karşı sevgi ve ilgi duymaları gereğini zaman zaman dile getirmiştir. "Sizden biri, bir başkasını sevdiğinde bu sevgisinden onu haberdar etsin" buyuran Hz. Peygamber, bir gün Muaz b. Cebel'in elinden tutarak: "Ey Mu az, vallaihi ben seni severim. Kıldığın namazların ardından, 'Allahım, seni zikretmek, sana şükretmek, sana güzelce ibadet etmek üzere bana yardımcı ol,' diye dua etmeyi sakın ihmal etmeyesin" diye öğütte bulunur.

   Hz. Ali'nin gözlemlerine göre Hz. Peygamber, beraber oturduğu insanlarla yeteri kadar ilgilenir, her birine gerekli iltifat ve ilgiyi gösterirdi. Öyle olurdu ki, her biri Hz. Peygamberin en çok sevdiği insanın kendisi olduğunu sanır ve onun yanında kendisinden daha kıymetli biri olabileceğini düşünmezdi. Nitekim Amr b. As, Hz. Peygamberin toplum içindeki en kötü insanlarla bile diyaloga geçtiğini ve onlarla en güzel şekilde konuştuğunu, bu tavırlarıyla onları İslam'a ısındırdığını, hatta kendisine bile teveccüh edip güzel karşıladığını ve güzel konuştuğunu, onun bu yaklaşımı üzerine kendisini halkın en hayırlısı zannettiğini anlatmıştır.

 

7-İnsanların Akıl ve Duygularına Hitap Etmesi

   Hz. Peygamberin önemli bir iletişim ilkesi de insanların akıl ve duygularına hitap etmesidir. "Bilgi edinmeye yarayan güç" ve "bu güç ile elde edilen bilgi" olarak da tanımlanan akıl, bir yönüyle dinen sorumlu olmanın esasını teşkil etmektedir. Kur'an'da "Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz" buyrularak, ancak bilenlerin akledebileceğine dikkat çekilmiştir. Nitekim Allah, ayetlerini akledilsin diye açıklamaktadır. Kur'an insanların düşünme ve akletme duygularına sık sık vurgu yapmakta, verdiği örnekleri akla ve düşünme gücüne yöneltmektedir. Şu ayetlerde bu durumu açıkça görebiliriz: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır. Onlar ayakta, oturarak ve yanlan üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: 'Rabb'imiz, bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru' (derler)!"

   Hz. Muhammed'in de iletişimde çevresindeki insanların akıl ve duygularına hitap ettiği görülmektedir. Örneğin o, arkadaşlarından bazılarının, "Ey Allah'ın Elçisi! Zenginler sevapları alıp gittiler. Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de mallarının fazlasını bağış olarak veriyorlar" demeleri üzerine, "Allah sizlere bağışlayacağınız bir şey vermedi mi zannediyorsunuz? Her tesbihe, her tahmide, her tehlile,. her iyiliği emretmeye ve her kötülükten alıkoymaya da bağış sevabı vardır. Hatta, birinizin eşiyle ilişkiye girmesinde bile bağış sevabı vardır" buyurmuştu. Bu defa arkadaşları hayret içinde, "Ey Allah'ın Elçisi! Birimiz şehevi arzusunu giderince bunda da sevap var mıdır?" diye sormuşlardı. Hz. Peygamber de cevaben: "Bir insan cinsel eğilimlerini haram yollarla giderirse bu davranışından dolayı ona günah var mıdır? O halde helal yollarla giderdiğinde de sevap vardır" diyerek, hatalardan uzak, olumlu her bir davranış için sevap olacağını buyurmuştur.(Altıncı bölüm sonu)