Hoşgeldiniz  

MUTLULUK SİZCE NEREDE?

Yalçın KÜÇÜK | 04 Ocak 2019 | Köşe Yazıları


Yalçın KÜÇÜK
ykucuk_5@hotmail.com

 

Haz ve mutluluk arasındaki farkın,
Çoğu zaman tam anlamı ile ayrımına varamıyoruz.
Ya da aradaki duygu yoğunluğunu kaçırıyoruz çoğu kez.
Bana göre kısa süreli yaşanan sevinçler ve yoğun duygulara haz diyebiliriz.
Mutluluk ise insanın hayatının geneline yayılan,
Anlık dalgalanmalardan bağımsız,
Çok daha geniş süreçleri kapsayan,
Ve duygu yoğunluğunun çok daha kalıcı olduğu bir haldir.
Örneğin şık bir restoranda yenilen güzel bir akşam yemeği kişiye haz verirken,
Bütün aile bir arada şen – şakrak keyifle yemek yenilen sofralar ise hafızlarda ebedi yer edecek mutluluklardır…
Yine bana göre haz şuh bir kahkahayı çağrıştırırken,
Tebessüm ise şefkat dolu tatlı mutlulukları simgeler…
Ve Ademoğlu her daim mutluluğu sıkıntısız bir hayat olarak görüp,
Dert, tasa ve sıkıntıları geride bırakarak,
Hayalini kurduğu mutluluğu yakalamak adına bir ömür çaba sarf eder…
Ve her ne kadar dert ve sıkıntılardan kaçmaya çalışsak,
Mutluluklar da hızlanarak bizimle arayı açar.
Nihayetinde kaçarak ve kovalayarak geçen bir ömrün yorgunluğu ile
Çok insan mutsuz ve yorgun bir şekilde hayata veda eder.
Oysa mutluluk, sıkıntısız ve engelsiz bir hayattan ziyade,
Her türlü sıkıntı ile başa çıkabilecek,
Engelleri aşabilecek bir duruşa sahip olabilmektir kanaatimce…
Zorlukları – sıkıntıları sabır,
Mutlulukları sevinci şükürle karşılayıp tevekkülü elden bırakmayanlar,
Dalgalanmalardan etkilenmeyecek kadar güçlü karakterler haline gelmişlerdir.
Zira onlar için mutluluk,
Ünlü Fransız düşünür Montesquieu´nin altını çizdiği gibi;
Varılacak bir istasyon değil,
Bir yolculuk şeklidir.
Ademoğlu bütün yatırımını bu dünyaya yapar!
Ahiretini hiçe sayan bu tercihi sonucu,
Bir ömür acı ve kederin,
Can sıkıntısı ve hiçliğin pençesinde çırpınır durur.
Hayalini kurduğu o mutlu günler de bir türlü gelmek bilmez.
Çünkü kısa vadeli hesaptan,
Uzun vadeli mutluluk beklenmez…
Gelgelelim başta sorduğumuz sorunun cevabına…
İnandığı dava uğruna savaşan bir insanın gündeminde kaybettiği bacağından ziyade,
Bu uğurda kazandığı onuru vardır.
Tam da bu nedenle bütün bedeni acıyla kaplıyken bile;
Ruhu bir göl kadar sakin,
Yüreği gökyüzü kadar geniştir.
Lakin varoluş gayesinden habersiz,
Hedefsiz ve sığ bir hayat yaşayanların,
Dünyanın en güzel sahilinde de olsa kalbi her daim daralmaktadır.
Maddi imkânların genişliği,
Ruhun daralmasını önleyemez.
Ademoğlunu sırf bedenden ibaret görenlerin yüreği,
Göğüs kafesi içinde hapistir de o fark etmiyordur….
Ve mutluluğun tarifini yaparken,
Asla dış görünüşe aldanmamak gerek…
Zira kanımca mutluluk vitrinle değil,
Fikrin ve zikrinle şekillenir…
İki kişi düşünün…
Bir tanesi savaş meydanında aldığı yaradan dolayı bacağı kesilmiş hâlde kızıla boyanmış sedyede yatıyor.
Diğeriyse dünyanın en güzel sahillerinden birinde şezlonga uzanmış,
Meyve kokteylini yudumlayarak kızıla boyanmış ufku seyrediyor.
Sizce bunların hangisi daha mutludur?
Ben fakire göre savaş yarası ile karhamca sedyede yatan daha mutludur.
Çünkü dünya dair her türlü değeri geride bırakıp tamamen Yaradan´ın rızası için hayatını ortaya koymuştur.
Ve elde edecekleri deniz kenarında güneşlenip manzara seyretmekten çok daha değerli ve yücedir.
Bu küçük örnekten yola çıkarak şunu rahatlıkla dile getirebiliriz ki erenler
En büyük kazanımlar ve mutluluklar dünyaya sırt dönerek elde edilenlerdir.

141 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Seri Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.