Hoşgeldiniz  

Korku yaratmak manasızdır

admin | 04 Nisan 2019 | Tüm Manşetler A- A+

 

Memorial Antalya Hastaneleri Onkoloji Merkezi Başkanı Prof.Dr. Mustafa Özdoğan “Ülkemiz açısından genel kanser sıralamasında ilk 50’de bile olmadığımızı söyleyebilirim. Dolayısıyla korku yaratmamız manasızdır” diye konuştu.

1-7 Nisan Kanser Haftası kapsamında bir basın toplantısı düzenleyen Memorial Antalya Hastaneleri Onkoloji Merkezi Başkanı Prof.Dr. Mustafa Özdoğan,“Kanserle ilgili bilinmesi gereken gerçekler” isimli bir sunum gerçekleştirdi.

“Önlenebilir olduğunu biliyoruz”

Her yıl nisan ayının ilk haftasının ulusal kanser haftası olarak kutlandığını söyleyen Özdoğan, bu hafta boyunca toplumu aydınlatmaya çalıştıklarının altını çizdi. Özdoğan, “Her yıl aynı şeyleri söyleyerek kanıksıyoruz. Her birimiz kanserden korkuyor ve onun bizlerden uzak olmasını istiyoruz. Ancak bu zamana kadar kanser konusunda çok şey öğrendik. Artık kanserin önlenebilir bir hastalık olduğunu biliyoruz. Böylesine ciddi bir hastalığın yüzde 50’sinin yok edilebilir olduğunu biliyoruz. 2018 verilerine baktığımızda dünyada 18 milyon yeni kanser tanısı konurken 10 milyon insanın da kanserden hayatını kaybettiğini görüyoruz. Bu ciddi bir rakamdır. Bugün kanserin nedenlerine bakacak olursak da hala en önemli neden sigaradır. Sigaradan sonra toplumda hızla artan sağlıksız beslenme ve obezite, alkol, hareketsiz yaşam, enfeksiyonlar gelmektedir. Son 20 yılda yapılan çalışmalar kanseri önlenebilir kılmıştır” dedi.

“Akdeniz diyeti kendini kanıtlamıştır”

Kanser konusunda beslenmenin önemine de değinen Özdoğan, “Sağlık alanında özellikle kansere yönelik bazı manipülasyonlar görüyoruz. Bunlar ticari eğilimlerimizden, popüler olma çabalarımızdan kaynaklanabiliyor. Maalesef basının da reyting hesaplı olarak popüler cümleler kuran ve toplumu etkileyebilecek ifadeler kullanan insanları ön plan çıkarması hepimizi yaralıyor. Basını sorumlu olmaya, doğruları söyleyen bilim insanlarını ön plana çıkarmaya davet ediyor; toplumu doğru yönlendirmenin en önemli görevleri olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bugün Akdeniz diyeti binlerce diyet arasından en iyi diyet olarak kendisini kanıtlamıştır. Akdeniz diyeti sağlıktaki gücünü uzun yıllardır ortaya koymaktadır. Dolayısıyla sizleri sağlıklı beslenmek; diyabet, kalp damar hastalıkları Alzheimer ve kanserden korunmak için basit kurallara uymaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Korku yaratmak manasızdır”

Özdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde kanser aldı başını gitti, artık önlenemez bir duruma geldi” gibi bir algı yanlış bir algıdır. Tabiî ki kanser miktarı bugün için azımsanamayacak orandadır ancak kötüye gidişte söz konusu değildir. Bu daha iyi olmamamız için de bir gerekçe değildir. Bilimde çok önemli gelişmeler var ancak ülke olarak yüzümüzü ileriye döndürmeliyiz. Artık değişim zamanı. Ülke olarak bilimsel metotlar, yeni ilaç keşifleri ve teknolojide yol almalıyız.”

Özdoğan, “Ülkemiz açısından genel kanser sıralamasında ilk 50’de bile olmadığımızı söyleyebilirim. Dolayısıyla korku yaratmamız manasızdır ama bu demek değildir ki gerekli önlem ve tedbirleri almayalım. Türkiye’de yıllık 200 bin civarı yeni kanser tanısı konuluyor.  Bugün modern tedavilere neredeyse ülkenin tamamı ulaşabilir durumdadır. Radyoterapi cihazları, cerrahi yetkinlikler, hedefe yönelik tedavi uygulayan onkolog sayısı ülkemiz açısından yeterli sayılardadır. Antalya’da da diğer illerden farklı bir durum söz konusu değildir. Antalya’da kullanılan kimyasalların kanseri arttırdığı yönünde spekülasyonlar vardır; ancak bunu kanıtlayan bilimsel bir çalışma görmediğimi söyleyebilirim. Şuan baktığımızda erkeklerde akciğer kanseri, beslenmeyle ilgili kanserler yani mide kanseri gibi kanser türlerinin ön sıralara yükseldiğini görüyoruz. Bu konuda aşırı tuz tüketimine de vurgu yapmak istiyorum. Tuzu olabildiğince azaltmalı ve günlük 5 gramın altına düşürmeliyiz” yorumunda bulundu.

“Modern tedaviyle başarmıştır”

Kanserle ilgili yanlış yönlendirmelere de dikkat çeken Özdoğan, “Kanser deyince aklımıza hep hayatını kaybedenler geliyor. Oysa etrafımızda iyileşen çok sayıda insan da var. 2000 yılı öncesi kanser hastalarının 3’te 2’si hayatını kaybederken, bugün 3’te 2’si hayatta kalıyor. Bu ciddi bir rakamdır. Tıp, bunu modern tedaviyle başarmıştır. Son yıllarda alternatif tıp çok popüler olmaya başladı. Aslında bu bilim camiasını ve hastalarımızı çok yaralıyor. Bu kirli bilgilerle bir takım terapi ürünleriyle kanseri iyileştirmeye çalışmak sadece hayalcilik olarak adlandırabileceğim kötü ve art niyetli finansal stratejilerdir. Çaresiz olan insanları bu tür tedavilerle doğru yollardan uzak tutma çabasıdır. Yine doğru olmayan bilgilerle ‘Küba ve İsrail kanseri yendi’ diyerek insanları buralara yönlendirmek yanlıştır. Tam tersine İsrail genetik yapısı sebebiyle kansere yatkın bir ülkedir. Sadece toplum bilinçlidir ve doğru strateji ve tedavilerle kanseri azaltmayı başarmıştır” diye konuştu.

“Avrupa’dan iyiyiz”

Türkiye’nin kanser konusunda çok gelişme kaydettiğini de sözlerine ekleyen Özdoğan; “Onkolojide gelinen nokta uluslararası hiçbir ülkeden geri kalır düzeyde değildir. Bugün Türkiye’de 600’ye yakın tıbbi onkolog ve onkoloji dernekleri çok iyi bir şekilde dağılım göstermiş, artık neredeyse her il ve ilçeyi kapsayacak düzeye gelmiştir. Eğitimli genç arkadaşlarımız ve binlerle ifade edebileceğim cerrahi branşlarla bugün Avrupa’dan daha iyi olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bugün kanserdeki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ayrıca bilim çok şeyi değiştirdi. 2000 yılı öncesiyle 2000 sonrası inanın çok farklı. Hedefe yönelik tedaviler, akıllı ilaçlardaki başarı, hassas tıp uygulamaları, radyoterapide tekniğindeki değişimler, erken tanıdaki gelişmeler inanılmaz üst düzeyde kullanılmaktadır.  Bugün ülkemiz bilimi çok iyi kullanırken tüm dünyadan farkımız çok vicdanlı dokunuşumuzdur. Bugün Türkiye’nin onkologları; insani özellikleri, empati yetenekleri, bilgi ve becerileriyle dünyanın önündedir” değerlendirmesinde bulundu.

“Önemli bir tehdittir”

Özdoğan, elektronik sigaranın da en az normal sigara kadar zararlı olduğunu belirtti. Özdoğan açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi: “Sigaraya özel vurgu yapmak istiyorum. Son yıllarda sigara konusunda ciddi başarı elde edilmişken elektronik sigara furyasıyla birlikte sigaranın da yeniden tırmanışa geçtiğini görüyoruz. Toplum, sigara konusunda ciddi bilinçliyken yeniden bu bilgilerin kayba uğradığını, çocukların ve gençlerimizin sigaraya eğiliminde bir artış olduğunu görüyoruz ki bu çok önemli bir tehdittir. Dolayısıyla sigaraya ve elektronik sigaraya onkologlar olarak hayır diyoruz. Elektronik sigara kesinlikle serbest olmamalı. Elektronik sigara sigarayı bırakmayı sağlamıyor. Sigarayla kıyaslandığında riski daha az ama çocuklara ve gençlere ulaşabilirliği ve reklam gücü inanılmaz fazla. Oysa sigarada en önemli kırılganlık reklam yasaklamasıyla oldu. Tam bu noktada yani sigaranın beli kırılmışken elektronik sigara olay farklı bir boyuta geldi.  Bu, sigara kullanımına ivme kazandırdı. Bu durum, yıllık milyon dolarlara varan reklam bütçeleri ve satış hacmiyle dünyanın önemli bir sorunudur. Elektronik sigara, bir bireyin sigarayı bırakamadığı doktor tarafından kanıtlanmışsa katkı sağlayabilir. Eğer elektronik sigara normal sigaraya alternatif olarak gösterilirse asıl sorun orada başlar. Bugün elektronik sigara deneyimlemiş gençlere baktığımızda ileride sigara bağımlılığına yatkın olduklarını görüyoruz.”

“Kimyasaldan uzak olmak mümkün değil”

Kimyasallardan uzak durmanın mümkün olmadığını da kaydeden Özdoğan, “Çevresel kimyasalların doğru kullanımı önemlidir. Biz gıdaları genel olarak kötülediğimizde toplumu çaresiz durumda bırakırız. Gıdaların kontrolü bir devlet stratejisi olmalıdır. Burada temel olan şey uluslararası standartlara uygun gıdaların toplumda yanlış bir algıya çekilmemesidir. Sebzelerdeki kimyasallar abartılı bir şekilde ifade edilirse bu kez insanların çaresizce karbonhidrata kaydığını ve sebzeden, meyveden uzaklaştığını görürüz. Bu bizi kanser için istemediğimiz duruma iter. Toplumdaki en kötü şey çaresizlik hissidir. İnsanlar artık çocuklarına ne yedireceklerini bilmiyor. Kendisinin ne tüketeceğini bilmiyor. Oysa çözüm son derece basit; aşırı işlenmiş gıdalardan uzak duracağız. Devletin, üreticileri denetlemesi ve uluslararası standartları uygun üretimi gözetmesi gerekir. Bugün kimyasaldan uzak kalmamız mümkün değildir. Domatesin içinde 300’den fazla kimyasal olduğunu biliyor musunuz? Kimya yaşamın içindedir ve kimyasaldan uzak kalmanız söz konusu değildir. Önemli olan miktardır. Burada kıymetli olan şey; yöneticilerin, kuruluşların ve devletin üreticiyi denetlemesidir. Biz üretimin uluslar arası standartlara uygun olmasını istiyoruz. Yurt dışına ihraç edilen ürünlerin denetlenmesi kadar yurtiçinde de denetlenmesini istiyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

CEYLAN YAŞAR

66 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Seri Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.